28 Nisan 2011 Perşembe

Yine Haklı Çıkmanın Sikik Gururu...

Birkaç uyarı ile yazıya başlamak istiyorum. Öncelikli uyarım: Bu yazının çok başka bir yazı olması gerekiyordu. Açıkçası başka olması için de beklettiğim bir yazıydı; fakat ortaya çıkan bu... Zaten son derece kişisel bir yazı... Gösterip de elletmeyen cinsten... Genelde açık yazmaktan yanayım; ama bu sefer boşlukları siz doldurun istedim. Çok şey istememişimdir umarım...

Bir diğer uyarım ise; bu zamana kadar hayattan birçok beklentisi, isteği olan bir adamdan, şu anda tek beklentisi, isteği şaşırmak olan bir adama dönüşen birinin kaleme aldığı bir yazıdır bu...

Çok basit bir istekmiş gibi göründüğünün farkındayım; ama değil... Bunu bir örnekle açıklamak, daha doğrusu bunun göründüğü kadar basit bir istek olmadığını göstermek isterim.

R.T.E' nin ve A.Gül'ün eşleri çıkıp ortak bir basın açıklamasında "Biz bunca zaman bazı duyguları bastırılmış kadınlarız... Aslında biz lezbiyeniz ve facebook diliyle söyleyecek olursak in a relationship durumundayız." deseler, hiçbir şekilde şaşırmam. "Olabilir." der ve geçerim. Aynı tarz bir açıklamayı R.T.E ve A.Gül de yapsa kendileri için tepkim aynı olurdu.

"2. uyarının ne manası var ki şimdi?" diye düşünen olursa, başlığı tekrar okumalarını öneririm.

Kısa sayılabilecek bir süre önce facebook'ta Ece Temelkuran'ın bir yazısını paylaşmıştım ki çok sık yaptığım bir şey değildir yazı paylaşmak...

Yaşam tarzımı desteklediği için paylaştığım düşünülse de ilgimi çeken hayatın hiçbir şeyi yarım bırakmaması düşüncesiydi... Nitekim de hak verdim. Üstelik hayatımda olup bitenin üzerine gelmiş bir yazıydı.

Kendi hayatımda 1 sene, 2 sene gecikmeli yaşadığım bazı şeyler vardı. Ama 16 yıl... Hiç olmamıştı. Zaten yaşımdan da 2 tane 16 (yazıyla on altı) yıl çıkmıyor daha...

Başta yaptığım farklı bir yazı olması gerekiyordu uyarısı da bu yüzden... Film gibi bir hikaye çıkabilirdi bu durumdan... Hatta etrafımızdaki salya sümük romantizmden hoşlananların "Ayy! Süper yaa. Çok şeker bir hikaye buuuu." yorumunu yapabilecekleri türden bir hikaye...

Ama göründüğü üzere uyarılarla, alakası olmayan şeylerle dolduruyorum burayı... Belki hikayeye ucundan değinmem gerekiyor; ama yapmayacağım. Başta da dediğim gibi fill in the blanks...

Bu 16 yıl önce başlanamayıp yarım kalan ve 16 yıl sonra 2 haftada biten bu hikayeye başlamadan önce bu şekilde sonuçlanacağını biliyordum. Sadece beklediğim süreden daha önce sonuçlandı.

Sırf kendimi haklı çıkarmaya çalışmak gibi bir salaklık durumu söz konusu değil. Bunu da belirtmek isterim.

Bir hafta önce bir not yazıp bir kenara koymayı düşünüyordum. Notu yazıp yazmama konusunda da kararsız kalmıştım açıkçası. Bazı şeyleri yazdığımda kesin gerçekleşecekmiş gibi son derece fantastik bir düşünceye sahibimdir de... Ayrıca iç sesimin *Sikik adını verdiğin bu haklı çıkma gururunu niye O'na ya da başkalarına kanıtlamaya çalışıyorsun ki ne gereği var? Hem adı üstünde: Sikik... Bırak içinde patlasın. Patlayacak başka şeylerin yanında devede kulak kalır.* şeklinde söylenmesi üzerine notu yazmama kararı almışken bir kez daha o sikik gururu yaşadım.

Bu arada patlamak ile ilgili de söylemek istediğim birkaç şey var. Artık patladığında bazı şeylerin tahribatı fazla olmuyor. Belki de bana koyan tek şey, artık bazı şeylerin hiç koymaması...

Evet, bir kez daha haklı çıkmanın o sikik gururunu yaşıyorum. Artık kendimi daha iyi(!) hissedebilirim.

Ne kadar süre önce yazdığımı hatırlamıyorum; ama yazdığım tweet, -"Bu seferki başka." out; "Bu seferki neden başka olsun ki?" in - idi...

İşte genelde bu sikik gururdan başka bir şey olmuyor elimde... Yazının tam burasında fonda Archive'den Fuck You çalıyor. Ama bu blogun şarkısı kesinlikle bu değil. Asıl şarkının ne olduğunu söylemeden son birkaç şey daha söyleyeceğim.

Yeni bir şey daha öğrendim. İnsanların aşabildiğiniz ve aşamadığınız duyguları mevcuttur. En güçlü görünen nefret -şu anda çaldığını söylediğim şarkıda bolca var.- duygusunu bile aşabilirsiniz; üstelik bu nefret size karşı bile olabilir. Ama bir insanın kendisine olan suçluluk duygusunu -ki buna özellikle siz neden olmuşsanız- aşamıyorsunuz. Belki bu da aşılıyordur bilemeyeceğim; ama pek aşılacakmış gibi görünmüyordu.

Kısacası elimdeki bu sikik gururla dönüşmek istemediğim ama buna zorlandığım bir adam olma yolunda ilerliyorum iki haftalık bi' moladan sonra... Bu mola kelimesi yanlış anlaşılmasın. Eğer uzun sürseydi o yoldan çıkmam an meselesiydi...

"Neyse." diyor ve sahneyi, bu sikik gururu benim gibi taşıdığını düşündüğüm bir insan olan Tanju Okan'a bırakıyorum. Şarkı: Koy Koy Koy... Özellikle de son cümlesi...