21 Şubat 2012 Salı

Welcome To Hell...


İnsanlar neden intihar eder?

*Lafa başlamadan söyleyeyim sonra demeyeceğim bir şey: Ben, senin beynini götünden sikeyim.*

Anlamanı beklemiyordum zaten... Ben de sadece şunu soracağım: Sen hiç bir daha açılıp açılmayacağını, açılsa bile yazdıklarının yerine ulaşıp ulaşmayacağını bilmediğin bir telefona mesaj attın mı? Bunun literatürdeki adı: Çaresizliktir...

*Elinden geleni yapıp, sabredip beklemen gerekiyordu.*

Neyse...

Tatsız bir yazı olacağını anlamışsındır... Tatsız olsa da samimi bir yazı olacağı kesin...

Sorumu yineleyeyim: İnsanlar neden intihar eder?

Buna verecek bir sürü cevabınız vardır eminim... Ama içlerinde en göze batanı, artık içinizde devam etme isteği kalmamış olmasıdır. Hayatın boktan olduğunu da düşünürsünüz ya da her şey size anlamsız gelir...

Benden size bir tavsiye eğer olur da bir gün intihar ederseniz, sonuna kadar gidin. Kısacası ölün!

Şayet olur da yaşamaya devam ederseniz, boktan olduğunu düşündüğünüz o hayat sizi bekleyen cehennem gibi günlerin  yanında cennet gibi kalacak... Ben daha iki günde bunu anladım...

Pazar gecesi böyle bir şeye kalkışırsınız, kendini bilmez(!) iki kişi sizi bırakmaz ve siz yepyeni bir pazartesiye uyanırsınız. Aslında yepyeni olmasını istersiniz. Ama yeni falan değildir. Her şey aynıdır. Hatta daha anlamsız gelmeye başlar. Genelde diyete başlama, spora başlama, aldığınız kararları uygulamaya başlama günüdür pazartesi; ama hiçbir zaman gerçekleşmez bu... Nitekim yine gerçekleşmedi. Belki de ben beyaz ışığa kadar ulaşamadığım için daha boktan durumdayımdır; orasını bilemeyeceğim.

Her şeyin kaldığı gibi devam ettiğini gördüğünüz o an işte gerçekten öldüğünüz andır. Düşünsenize; gece böyle bir işe kalkışıp, geceyi hastanede geçirmişsiniz. Ertesi günü depremle uyanıyorsunuz, sonra yapmanız gereken işleri halletmek için evden çıkıyorsunuz. Üstelik artık bir amacınız da yoktur. Her şey o kadar sinir bozucu bir şekilde normaldir ki boş gözlerle etrafınıza bakınırken karşınızda oturan kadın gözünüzün içine baka baka burnunu karıştırır. Karıştırmak da değildir o, oymaktadır... Ne çıkartmayı umuyorsa artık?

Sinirlerinizin daha fazla ne kadar yıpranacağını düşünürken bu sizi yaşarken toprağın altına sokar... Sonra bir amacınız varken yapmanız gereken işleri yapmaya koyulursunuz. Ama tek bir fark vardır: Artık bir amacınız yoktur... 

Sonra keşke ölseydim düşüncesini 999999. kez kafanızdan geçirirken çevrende olanlar bunu bir milyona tamamlar... 

İşte o zaman anlarsınız ki ne kadar haklı olursa olsun siz aslında bir önceki gece onun için ölmüşsünüzdür. Ve kendiniz için de ölmüşsünüzdür...

Bu arada aklıma gelmişken söylemeden geçmeyeyim. Ben ölmek istemenin, herkesin hakkı olduğunu düşünenlerdenim. Yasal olmasını bile savunurum. Aslında yasalmış. Tam olarak olmasa da dolaylı olarak yasalmış...

Polisler o gece geldiğinde bana "Yardım istiyor musun?" diye sorduklarında ben, "Hayır." deyince "Yardımı kabul etmiyorsun yani?" diye tekrar sordular Kenan Işık'ın son kararınız mı? sorusunu sorarkenki edasıyla... Ben de Kenan Işık'ın karşısındaki yarışmacı edasıyla "Etmiyorum." dedim. N.ş.a'da bırakıp gidiyorlarmış. Bu da ölmeyi yasal hale getiriyor. Sonra işte polislerden biri, bir yakınını böyle kaybettiği için bırakmadı. Ertesi gün bile aradı kontrol etti. Murat Abi gibi polisler de varmış demek ki...

Bu kararı aldığım barda otururken, kelimesi kelimesine hatırlamıyorum ama yazdığım şöyle bir şeydi:

"Herkese,
Bu durum yüzünden kendinizi ve başkalarını suçlamayın. Hayatınızda bir kez olsun benim dediğimi yapın.

Ben bunları yazarken Like A Stone(*) çalıyor. Akustik versiyonu... İlk kez dinledim. Zaten Chris Cornell değilsen, bu hayat çok sıkıcı. Bu arada ilk kez dinlediğim bu versiyon. Yanlış olmasın.

Ne diyordum? Hea, hatırladım. Eğer huzur içinde uyumamı istiyorsanız dediğimi yapın. Bunun tek suçlusu benim. Her şeyi mahvediyorum. Sürekli mahvedeceğime, son bir kez mahvederim. Hepinizi seviyorum, kendimden nefret ediyorum! 

Hoşçakalın!"

Yazdıklarım bu şekildeydi... Zaten ertesi gün ne olduğunu soran anneme ve babama o kağıdı verdim. Anlatmak zor geldi açıkçası...

Evet, her şeyi sürekli mahvedeceğime bir kez mahvetmeyi istedim. Ama ne yazık ki beceremedim... Ve yine mahvettim...

Hayatımda ilk kez bazı şeyleri geri almayı istedim... Bundan bir ay öncesi bile yeterli olur aslında... 

Başta bahsettiğim gibi sadece iki günde bundan sonra kalan yaşamımın daha da boktan olacağını gördüm... 

Sabahları kusarak, deli gibi üşüyerek, ağlayarak uyanıyorum. Sonra soğuk soğuk terlemeye başlıyorum. Yemek yemek gibi bir olay tamamen ortadan kalktı sayılır. Üzerimden dünyanın bütün tırları geçmiş gibi yorgun, bitkin hissediyorum kendimi... Yaşayan bir ölüden  ya da içi boş bir çuvaldan farksızım... Bundan sonraki hayatım için söyleyeceğim tek şey: Raif Efendi... 

Eskiden yaşamdan zevk almam için bir nedenim yoktu. Almıyordum. Şimdi almak istesem de alamayacağım zaten ve almaya da niyetim yok...

Kimsenin beni anlamasını beklemedim, beklemiyorum da... Ama bu sefer bu durumda olmamın nedeni benim... Ve ben bu hatayı kaldırabilecek gücü hissetmiyorum kendimde. Zaten İsmail Abi'nin de dediği gibi "Ben güçlü olmak istemiyorum ki."... 

Ve evet! Her zaman söylerdim şimdi biliyorum: Ben uzun yaşayacak ve yalnız ölecek bir insanım... Bu sefer tescillendi.


Bu arada o barda otururken çalan en son şarkı şuydu(**)... Ve becerebilseydim eğer en son dinlediğim şarkı olacaktı... Hayatımda yapmadığım bir şeyi yapacağım bu sefer... Sonunun ne olacağını bile bile bekleyeceğim... Canımın acıyacağını bile bile bu sefer umudumu kaybetmeyeceğim... Hem ne demiş Leyla ile Mecnun'da Fuzuli: "ki beklemek en zorlu halidir yaşamanın..."    


Not: 
(*)   Chris Cornell: Like A Stone(unplugged)
(**) Portishead: Roads...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder