21 Haziran 2013 Cuma

Tek Yüzük...


Değinmek istediğim konu gerçek dünyadan... O çok hayranı olduğum orta dünyadan değil...

Bundan 5-6 ay kadar önce birkaç bilgi almak için bankaya gittim. İsminin çok gerekli olduğunu sanmıyorum açıkçası... Ama direnişten ağzının payını alan bankalardan bir tanesi...

Bilgi vermek için bir eleman geldi. Başladı konuşmaya...

Zaten karşımdaki kişi siyasetçi, avukat, müşteri temsilcisi ve bankacı ise ister istemez bir ön yargı oluşuyor o kişiye karşı... Muhabbetin şekline, karşımdakinin tavrına göre de bu ön yargı ya yıkılıyor ya da güçleniyor...

Eleman, laf arasında evli olduğunu söyledi.

Burada ilk yaptığım şey parmağında yüzük olup olmadığına bakmak oldu.

Parmağında yüzük olmadığını fark ettiğim anda iki seçenek belirdi beynimin kıvrımları arasında...

1. Eleman evli değil ve beni ikna etmek için evliyim diyor ki bu durum, konu ne olursa olsun elemanın yalan söylediğine ve güvenilmez biri olduğuna işaret ediyor... O adam atomu parçalayabilir; ama benim ön yargımı asla ama asla yıkamaz...

2. Eleman gerçekten evlidir. Ama bu durumda da ilk seçenekten daha berbat bir durum oluşuyor. Son derece mide bulandırıcı bir harekettir bu benim gözümde... Evli olduğu halde o yüzüğü takmayan insanlar... Bunlar genellikle erkektir. Bunu da rahatlıkla söyleyebilirim. Burada da şöyle bir durum oluşuyor. Eleman karım dediği bir insana bunu yapıyorsa, dışarıdaki insanlara neler yapmaz ki... Bu durumda da eleman güvensizliğini korumaktadır... Hatta ilk seçenekten daha da kuvvetli bir şekilde...

Peki bütün bunları neden anlattım?

*Evet, neden anlattın?*

Geçen gün RTE' nin Kazlıçeşme' deki mitingini izlerken dikkat ettim, parmağında yüzük yoktu...

Şimdi bu adamın evli olduğunu cümle alem olarak biliyoruz. Eğer bu adamın her dediğine sürekli kafa sallayan, alkış tutan varlığı yüzük niyetine yanında taşımıyorsa, RTE' nin güvenilirliği konusunda çok net fikir verebilir bu durum...

Tam burada onlar yüzük takmaya karşı diyenler olabilir...

Dün Kadir Topbaş' ın parmağında yüzük olduğunu fark ettim. Ayrıca az önce yukarıda bahsettiğim her denileni alkışlayan ablanın Somali'deki ziyaretine yürüyen maden kılığında gittiğini hatırlatırım...

Bankacı eleman gibi bu adamı da sorgulamak gerekirse ilk seçenek geçerliliğini yitirecektir.

İkinci seçenek geçerlidir.

Ve bu adam karım dediği kadına bunu yapabiliyorsa sana, bana ve bu ülkeye neler yapmaz... Yapıyor da zaten... Yapmaya da devam edecek en azından bir süre daha...

Belli bir kesim bu adamın ne olduğunu zaten biliyor... Bilen bu kesimin, bilmeyen kesime bunu anlaşılır bir biçimde izah etmesi gerekiyor bir sonuca ulaşılması isteniyorsa...

Ve ben bunun şu anki mevcut partilerle olabileceğini de sanmıyorum. Direnişteki her farklı sesin eşit olarak temsil edileceği yeni bir partiye, yeni bir oluşuma ihtiyacımız var...

Eğer mevcut bir parti üzerinden devam edilecekse de bu parti büyük ihtimalle -oy oranı nedeniyle- CHP olur...

Benim için bunun tek bir koşulu var: İki yıldır gözlemlediğim ve uzun bir süredir dile getirdiğim ve birçok kişinin de şu anda dile getirdiği Emine Ülker Tarhan, CHP'nin başına geçerse ve kadrosunda büyük bir değişikliğe giderse daha doğrusu kadrosunu direnişteki farklı seslerle birleştirirse ancak o zaman oyumu alabilirler...

Bunlar olmazsa benden yine kullanılmamış bir oy çıkacaktır... Ve biliyorum ki benim gibi düşünen kişi sayısı az değil...

14 Haziran 2013 Cuma

Oy Vermek Bir Şeyleri Değiştirseydi Yasaklanırdı...


Şimdi bir an için okulda olduğunuzu düşünün. Her şey iç güveysinden hallice... Bir şekilde yuvarlanıp gidiyorsunuz. Ama canınızı sıkan şeyler de yok değil... 

Bir tane eleman okulda ağa gibi dolaşıyor, istediği öğrenciye istediği zulmü yapıyor. Astığım astık, kestiğim kestik modunu açmış kafasına göre takılıyor. İdare hiçbir şekilde ses çıkarmıyor. 

Herkes bir nevi sinmiş durumda...

Bir gün bu elemanın zorbalığı, bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mantığı olan bu yerde size ya da bir arkadaşınıza rastlıyor. Zaten en başından beri rahatsız olduğunuz bu duruma artık daha fazla dayanamayacağınızı düşünüyorsunuz. Vücudunuzun her bir parçasına kadar bir cesaret yayılıyor ve bu elemana herkesin içerisinde kafa tutuyorsunuz.

Eleman önce hiç beklemediği bu çıkış karşısında bocalıyor; ondan sonra bu bocalama  hali, insanlar üzerinde kurmuş olduğu baskının sarsılma ve gücünü kaybetme korkusu ile bir anlık sinirle karşılık vermeye hazırlanıyor...

Siz, eleman ve etraftaki diğer herkes durum değerlendirmesi yapıyor kısa bir anlığına...

Siz gözünüzü karartmışsınız ve sonuna kadar gitmeyi göze almışsınızdır artık...

Eleman sizdeki cesareti ve bu cesarete destek vermeye hazır etraftaki insanları görüyor... Bir çıkış yolu arıyor...

Etraftaki herkes ise sizinle sonuna kadar gitme konusunda hemfikir... 

Bu düşünme anı sona erdiğinde bu eleman bulduğu çıkış yolunu size sunuyor: Çıkışa gel... Şurada şu saatte... 

Şimdi hamle sırası sizde...

1. Elinize geçen bu fırsatı kullanıp o elemana hemen orada haddini bildirdiğinizde tamamen saf dışı bırakacaksınız. Ve o andan itibaren kimse üzerinde herhangi bir baskı kuramayacak, haksızlık yapıp, istediği gibi dolanamayacak... 

Ve bilecek ki ne zaman bunu yapsa artık cesaretle karşısına dikilip, haddini bildirecek çok fazla kişi olacak... Yönetim bile okulu yönetmesi gerektiği gibi yönetecek... Evet belki bu eleman sizi tek başınıza yakalayıp, daha avantajlı bir şekilde karşınıza dikilecektir... Ama artık en ufak bir olayda sizi destekleyecek birçok kişi çıkacaktır. Kazandığınız cesaret de cabası... Eleman ise bir daha buna cesaret etmeden önce düşünecektir. Bir yerden sonra yenilgiyi kabul edecektir...

2. Hayatınız boyunca düzgün yaşamaya çalışmış, belli kurallar koymuşsunuzdur kendinize ve lafta değil gerçekten delikanlısınız. O adamın oraya çok daha avantajlı geleceğini biliyorsunuz. Ve buna rağmen o teklifi kabul eder ve orada halletmeyip o çıkışa giderseniz kaybettiğiniz an olacaktır. 

Az önce size destek verecek olan hiç kimseyi yanınızda bulamayacaksınız. En fazla birkaç arkadaş... Ama oraya ne şekilde giderseniz gidin dezavantajlı olacaksınız. Ve kaybedeceksiniz. Hem de kısa süreli bir kayıp değil... Eskisinden daha kötü durumda bulacaksınız kendinizi... Daha sinirli daha öfkeli hale gelen bu eleman okulda kurduğu baskıyı daha da arttıracaktır... Zaten rahatsız olduğunuz durum daha da rahatsızlaşacaktır. Ayrıca okul yönetimi de çıkışta olanlardan sizi sorumlu tutacaktır... 

Ve hiçbir zaman kendinizi affetmeyeceksiniz... Ara ara, "Elimden geleni yaptım." yalanı ile kendinizi avutmaya çalışacaksınız. Yaptığınız hatadan dolayı kendinize duyduğunuz o kızgınlık, hayatınız boyunca kan lekesi gibi orada duracak...

3. Eğer ne orada bir şey yapıp ne de o çıkışa gitmezseniz sadece o elemana karşı değil, kendiniz dahil herkese kaybetmiş olacaksınız. Artık yalnız olacaksınız. Ve pişmanlık dediğimiz o lanet duygu hayatınız boyunca kan lekesi gibi hep orada duracaktır.

Yazıyı okurken hangi seçimi yaptığınızı tahmin etmek çok zor değil... Bazı şeylerin örneğin bir yazıda daha kolay olduğunu da biliyorum... Ama zaten kafa tuttuk artık biraz daha sabrederek, biraz daha fedakarlık yaparak bu işi kararlılıkla istediğimizi alana kadar sonuna kadar götürmemiz gerekiyor... 

Referandumu neden mi kabul etmiyorum? Etmiyorum değil edemiyorum...

Çünkü içinde bulunduğumuz şartlarda yapılacak referandum; o elemanın bizi okul çıkışına çağırması demektir... 

Başlık olarak kullandığım Emma Goldman'ın sarf etmiş olduğu cümle sadece bu şartlar altında değil genel olarak da bize yol göstermelidir. 

Hakkımızı mı aramak istiyoruz?

O zaman çıkmış olduğumuz yoldan geri dönmeyeceğiz, dönmemeliyiz de...

Bunun tek yolu var: Doldurduğumuz meydanları boşaltmamalıyız...